İçeriğe geç

The Fall nerede geçiyor ?

The Fall Nerede Geçiyor? Bir Anı, Bir Kaybolmuş Zaman

Bazen, bir hikâyenin nerede geçtiği, aslında en önemli sorudan çok daha fazlası olur. Çünkü bir yerin, bir mekanın adı, her şeyin başlamasına, bir duygunun filizlenmesine, hatta kaybolmasına yol açabilir. The Fall (Sonbahar), başta çok uzak gibi görünse de aslında en yakınımızda, bir köşe başında, yaşadığımız her anın içinde gizli. O yüzden ben de soruya şöyle bir bakmak istiyorum: The Fall nerede geçiyor?

İlkbaharda Başlayan Bir Sonbahar

Kayseri’nin sabahları, tipik bir sonbahar sabahı gibidir. Hava serin, fakat güneş kendini iyice hissettirmeden önce, o soğuk rüzgârlar insanın içine işleyebilecek kadar güçlüdür. İşte o sabah, sonbaharın tüm güzellikleriyle, kışa daha yeni alışmaya çalışan ama baharı özleyen bir insan gibi hissettim. Dışarıda yürürken, her adımda bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Bir eksiklik var ama ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. O eksiklik The Fall olabilir miydi? Bir bakıma, evet. Bazen insan bir yerin içinde kaybolduğunu düşünür, ama asıl kaybolduğu şey o yerin kendisi değildir, o yerin taşıdığı duygulardır.

İlkbaharda başlayan bir sonbahar, belki de tam da bu kayboluşun başlangıcıdır. Bir gün birinin hayatına girersiniz, o kişi sizin için her şey olur, sonra bir gün aniden kaybolur. Bir yer kaybolur, ama onun bulunduğu yer her zaman aynı kalır. The Fall da belki böyle bir şeydi: bir kayboluş, bir yok oluş ama aynı zamanda bir zaman dilimi içinde her şeyin hissedilebildiği bir yer.

Kaybolan Bir Yüz

Yavaşça yürüdüm, her şey daha netleşmeye başlamıştı. O sabah, Kayseri’nin bilmediğim sokaklarını keşfetmeye karar verdim. O eski taş binalar, eski zamanları anlatan dar sokaklar… Yürürken geçmişin hayaletleriyle karşılaşıyordum sanki. Kimseyi tanımıyordum ama bir şekilde, bu şehirde her şey bana tanıdık geliyordu. O eski taş yollar, aynı adımları bir zamanlar başka birinin attığı yollar gibi… Birden, The Fall kelimesi aklıma geldi. Hangi filmdeydi, hangi kitapta geçiyordu? Bir an unutmuştum. Sonra, her şeyin birden hatırlanması gibi, bir yüz belirdi. Hani insan bazen anıların içinde kaybolur ya, o an işte tam da öyleydi. Kaybolan bir yüz.

O yüz, bir zamanlar bana o kadar yakın biriydi ki, ellerini tutarken dünya duruyor gibi hissediyordum. Ama o yüz, şimdi sadece bir anıydı. Sonbaharın sararan yapraklarında kaybolmuştu. The Fall’ı soran birine verebileceğim bir cevaptı: birinin kaybolduğu zaman, bir yerde sona erdiği zaman.

Bıraktığım Yerde Yeniden Başlayan Duygular

O yüz bir süre aklımdan çıkmadı, Kayseri’nin sokaklarında gezinirken, kendimi kaybolmuş gibi hissettim. Sadece bir kaybolmuşluk değil, bir duygu da vardı. İçimde o boşluk, bir zamanlar “biz” dediğim o his, ne zaman geri döneceğini bilmediğim o duygu… Birkaç yıl önce, o kaybolan kişinin hala hayatımda olup olmadığını bilmediğimde hissettiğim o kararsızlık gibi. Ama o zaman bile umudum vardı. Kaybolan bir yüz, kaybolan bir insan her zaman geri dönebilir mi? O kişi bir gün yeniden çıkıp gelir mi?

İşte The Fall sorusunun bence cevabı burada gizli: “Bazen bir şey kaybolur ama geriye dönmesi mümkün olmaz.” O yüzden sonbaharın ortasında bu kadar garip hissediyorum. Havanın serinliği, geçen zamanın getirdiği değişim, hepsi bir yerden sonra insanı, bir anlamda, kaybolmuş hissettiriyor. The Fall’ı sadece bir kelime olarak görmek yanıltıcı olurdu. O kelime, bir kaybolan anıdır. Bir zamanın bitişidir. O yüzün silinmesidir.

O Kaybolan Zamanı Ararken

Zamanla birlikte değişen şey, aslında sadece insanlar değil, çevremizdeki her şeydir. Kayseri’de bir sokak, bir kafede oturmak, eski bir dostla bir çay içmek, hepsi farklı bir şekilde hatırlanır. Ama işte o kaybolan anın yerini ne zaman alır? O eski zaman, bir bakıma bir şeye dönüşür. Sanki geriye dönülüp bakıldığında o geçmişte yaşanmış olan her şey, artık sadece hayali bir zaman diliminden ibarettir.

The Fall aslında bir zamanın kayboluşuysa, belki de o zamanın içinde kaybolan bir duyguydu. O an, Kayseri’nin en sessiz köşesinde, eski taş binaların arasına sıkışmış o duyguydu. O duygunun kaybolduğu o an. Bir başka kaybolan zaman ise, o bir zamanlar yanında olan kişinin ellerinin sıcaklığını hissettiğin o an. Sonra o elleri bıraktığın, aradığın ama bulamadığın an. Kaybolmuş bir zaman gibi.

Kaybolan Zamanı Yine Bulmak

Hikâyenin sonunda, aslında şunu fark ettim: The Fall nerede geçtiği değil, nerede hissettiğindir. O kaybolan duyguyu, bir zamanlar sana ait olan o yüzü, geri aramak için bir yer yok. Belki de her şeyin sonunda, bir yerde kaybolan bir şeyin ardında durmak, o kaybolan zamana karşı çıkmak için değil, onu kabullenmek içindir. Kaybolan her şeyin geriye dönmesi mümkün değildir, ama o kaybolan zamanın yerini almaya çalışan anlar vardır.

İçimde bir yerlerde, Kayseri’nin o eski sokaklarında bir zaman daha kaybolduğumu hissettim. Ama bu kez kaybolan sadece ben değildim. Geride bıraktığım o eski yüz de kaybolmuştu. Ve belki de The Fall her şeyin sonunda bir yeniden doğuş olmalıydı. O kaybolan zamanla birlikte, bir başka zamanın başlangıcıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet güncel giriş